13 Ocak 2012 Cuma

Anlamsız

Yağmur

Zorlanarak araladı gözlerini. Önce sağına, sonra soluna ve sonunda arkasına baktı. Arkasına baktığında ona doğru bakan biri gördü. Hava karanlıktı, yağmur yağıyordu ve Doğuş’ın üzeri çamurla kaplanmıştı. Yerde baygın şekilde bir kaç saniye yattığını anımsadı sonra ve ayağa kalkmak için zorladı kendini. Elini yerdeki çamura koyup vücudunu kaldırmaya çalıştı ama nafileydi. Doğuş başında duran kişiyi halen tanıyamamıştı. Ama elini uzatıp kalkmasına yardımcı oldu. Eliyle çekip kaldırdıktan sonra, Doğuş’a “Senin sıran.” Dedi. Gülümsedi.

Doğuş ayağa kalktıktan sonra nerede olduğunu, ne yaptığını ve karşısındakinin kim olduğunu teker teker hatırladı.

--

Mart’ın sonlarıydı. 2012’ydi yıl. Yer Ankara’ydı. Doğuş, hayatından bezmiş bir yüz ifadesiyle yürürken evine, Çağrı onu aramış ve ona bir öneride bulunmuştu. İkisi de bunun ne kadar ciddi bir hal alabileceğinin farkında değildi.

Öneri şuydu; birlikte evlerine yakın bir yerde spor yapacaklar, evlerine dağılacaklardı. Doğuş, fazlaca hayal ürünü kurgulara eser kalmıştı ve yaptığı her şeyde gerçek dışılık hissi vardı. Aklına bir şey geldi; eğer Fight Club yaptıysa biz neden yapamayalım?

Bahsi geçen spor merkezinde antrenman yaptıktan sonra, boş bir arazide, güneşin batımından sonra biraz garip bir aksiyona girişiyorlardı. Boks eldivenleri takıp birbirlerine saldırıyorlardı.

Doğuş’un beklentisi, bu aksiyonun onları tanınır hale getirmesi, ya da en azından onlar gibi bir kaç kişinin daha çıkmasıydı. Zira Fight Club insanları etkileyen bir filmdi.

Yaptıkları çok basitti; biri pes edene kadar birbirlerine yumruk sallıyorlardı. Ciddi bir zarar yoktu. Ciddi bir amaç yoktu.

Bir aydan fazla belirsiz bir düzenle bu işe devam ettiler. Bir kaç kez gözleri morardı; dudakları patladı ama insanları şüphelendiren bir durum yoktu.

İkisi de aslında bunu yaparken keyif aldıklarını farketmişti. Hiç bir zaman bunun hakkında konuşmadılar, hiç bir zaman da vazgeçmeyi düşünmediler.

Şubat ayının sonuydu... Yağmur yağıyordu ve iki kafadarın dövüştüğü arazi bir bataklığı andıracak kadar çamurla kaplanmıştı. Yine her zaman yaptıkları gibi dövüşüyorlardı. Çağrı, sadece birbirlerine vurup bırakmanın yetersiz olduğunu hissetmeye başlamıştı. Aynı zamanda uzun bir dövüş geçmişi vardı ve Doğuş’un ona karşı hiç şansı yoktu. Kararını vermişti; bu sefer daha ileri gidecekti.

Sol yumruğunu doğuşun gardının ardından burnuna geçirdikten sonra Doğuş’un sol elmacık kemiğine sağ yumruğunu oturttu. Yüzü sağa sarsıldığı anda ise anın momentumunu kullanarak doğuşun çenesinin sağına bir yumruk oturttu ve çocuk geriye doğru uçarak yere düştü. Sonra yaklaşık bir dakika yerde kaldı.

Yağmur yağıyordu ve hormonların yayılışını engelleyemiyordu. Yerde yatan arkadaşının başında duruyordu Çağrı. Yaptığı şeyin bir zararı olmayacağını biliyordu. Ama yerde bilinçsiz bir şekilde yatan arkadaşının durumu pek iyi görünmüyordu. Görebildiği kadarıyla kanayan bir yeri yoktu ancak bir aralar çenesinin zayıf olduğundan bahsettiğini anımsar gibiydi.

Yavaşça hareketlendiğini görünce rahatladı ve gülümsedi. Doğuş ayağa kalkmayı beceremeyince elini tuttu ve yukarı çekerek kalkmasına yardım etti. “Sıra sende.” Dedi ve gülümsedi.

Doğuş ne olduğunu anlamaya çalışırken Çağrı geriledi ve gardını aldı. “Burada bırakmayacaksın, değil mi?” dedi Çağrı. Sonra Doğuş sendeleyerek yumruklarını çenesinin üzerine götürdü. Eldivenlerinin ardından sırıttı ve, “Tabii ki hayır.” Dedi. Sonra eğilerek çağrının böbreğine bir yumruk vurdu. Devamını çenesine bir aparkatla getirdi. Çağrı karşılık vermek için tekrar yanağına doğru bir yumruk savururken sağ eliyle gelen yumruğu savuşturdu ve sol elini çağrının kulağına geçirdi. O anda gözleri fal taşı gibi açılan Çağrı’dan bir adım geri çekildi ve sağ elini gerildikten sonra çağrının burnunun üzerine vurdu. Bu sefer yere düşen Çağrıydı ve burnu kanıyordu. Doğuş eldiveniyle yüzündeki çamuru temizledikten sonra ellerini beline koydu ve, “Nasıl hissettirdi?” dedi. Çağrı zorlanmadan ayağa kalktı ve sendeleyerek dengesini kurdu tekrar. “Gayet iyi. Devam.” Dedi ve daha sert ve daha hızlı şekilde dövüşmeye devam ettiler.

Gün sonunda ikisi de bolca yara ve ezikle evlerine dönerken, ne kadar verimli bir gün geçirdiklerini düşünüyorlardı. İkisi de eve gittiklerinde yaralarına nasıl yorumlar alacaklarını bilmiyordu.

Ama sözlerin canı cehennemeydi. Ne de olsa onlar artık daha sert çocuklardı. İç rahatlığıyla uyuyabilirlerdi.

0 yorum:

Yorum Gönder